PATRICK SEABASE: “HAYATIM DA BİSİKLETİM GİBİ VİTESSİZ VE FRENSİZ”

Dünyanın en prestijli bisiklet yarışı olan Fransa Bisiklet Turu’nda, geçtiğimiz yılın Haziran ayında, yarışa bir ay kala adından söz ettiren, Redbull sporcusu İsviçreli bir bisikletçi var ki; adı Patrick Seabase. Tura ilk kez 1910 yılında eklenen zorlu dağ rotasını, yarışın köklerine saygı duruşunda bulunma amacıyla, 105 yıl aradan sonra, frensiz ve vitessiz fixed bisikletiyle arşınlayan Seabase ile Outdoor Fitness Türkiye olarak iletişime geçip, bisikletiyle kurduğu farklı ve yakın ilişkiyi ondan dinlemek istedik.

Patrick Sebase trains at Grimsel Pass, Switzerland on October 27, 2015

Bisiklet kullanmaya ne zaman başladın? İlk rotan nereye oldu? Bisikletinle aranda hissettiğin ilk duygusal bağı hatırlıyor musun?

Esasında bisiklet binmeye fixed bisikletlerden etkilenerek başladım diyebilirim. Bu bisikletlerin saf estetikliği dikkatimi çeken ilk şey oldu. İlk trek bisikletim, yaklaşık 10 yıl önce edindiğim, Bianchi Pista idi. Bu bisikletimle aramda oluşan duygusal bağ çok güçlü ve özeldi kesinlikle. Ancak zaman geçtikçe daha derin düşünmeye başladım ve çelik kadroya geçiş yapıp, İtalyan yapımı bir Gorilla edindim.

Bu cyclo cross tutkusu nasıl gelişti peki? Neden cyclo cross? Daha önemlisi neden vitesi ve freni olmayan fixie bisiklet?

Benim bisiklet dünyasına girmemi sağlayan, fixie bisiklettir. Bu sayede; cyclocross, yol bisikletçiliği ve hatta dağ bisikletçiliği gibi farklı bisiklet ve sürüşleri de keşfetmiş oldum. Fixie bisiklet benim için, koşu ve yürüyüş bir yana, ulaşımın en saf hali. Makineyle arandaki etkileşimin en güçlü olduğu hal. Yaptığın her şey, hareketini anında etkiliyor.  Bu aslında biraz da bisiklet sürmeye ilişkin beslenen algılara bir yenisini ekliyor. Bisiklette el frenlerinin olmaması, ilerleme ve duruş hakimiyetinin bütünüyle bacaklarında olması anlamına geliyor. Mental kısım da bir o kadar önemli rol oynuyor; beklenti ve risk hesaplaması, sürüşe, fixie ile çok daha sezgisel bir boyut kazandırıyor. Bu bir spor değil; hayat tarzı kabul edilebilecek bir felsefe aynı zamanda.

Bu zamana gelene kadar yaşadığın zorluklar nelerdi? Fiziksel ve mental olarak kendini nasıl iyileştirdin?

Eğer yaptığınız şeyi, kendi motivasyonunuzla birleştirerek doğal bir yolla yaparsanız, süreç de otomatikman gelişecektir. Fiziksel hazırlık elbette, daha ileriye, derine ve yükseğe giden yolun en önemli anahtarı. Hiçbir şey bedelsiz değil ne yazık ki. Nasıl hazırlanacağını bilmek, bunun yöntemlerini özümsemek ise bir diğer önemli faktör.

Bu alandaki ilk başarınız nedir?

İlk başarım aslında, 10 yıl önce 30 kilometre yol gittikten sonra lastik değiştirmem.

Gelelim, şu harika “1910” projene! bir adam, bir bisiklet, bir vites, hiç fren; sonunda 300 kilometre ve 7000 metre yükseklik ve hepsini sığdırdığın tek bir gün! Bu projeyi gerçekleştirmen için itici faktör ne oldu?

1910 rotasını tamamlayan, Octave Lapize gibi öncü bisikletçiler, bu proje için ilham kaynağımdır. Rota hem fiziken hem de mental olarak oldukça zahmetli bir rotaydı. Karşılaştıkları koşullar ve kullandıkları sınırlı ekipman, bütün çabayı çok daha dramatik bir duruma sokuyor. Bütün bu faktörlerin bir araya gelişi, bisiklet sporunun tarihinde bir dönüm noktası yaratıyor tabii. Ben de, onların bu hikâyelerini, aslında yeni bir hikâye yaratarak tekrar yorumlamak istedim. Gerekli tüm kaynaklara ve isteğe sahip oldum ve işte, şimdi üzerine konuştuğumuz, yeni bir hikâye ortaya çıkardım.

Tarihe merakın var mıdır? Bu projede yapmaya çalıştığın gibi, geçmişe gitmek seni iyi hissettiriyor mu?

Tarih benim için kesinlikle, yaptığım şeye dair kendimde yeterli etkiyi yaratmak, bilinçli ya da bilinçsizce, bir ilham kaynağı yakalayabilmek için gerekli olan bir şey. İnsanlık, tarih boyunca birbirinden harika pek çok deneyim yaşadı. Ben sadece, tüm bunların, benim ilgi alanlarımla ilişkili olan deneyimler üzerinden geriye bakmaya çalışıyorum.

Sürüş sırasında, tırmanırkenki ve tarihi rotayı bitirdikten sonraki hislerin nasıldı?

Kulaklarımda hâla, yol boyunca dinlediğim, zincirin sesi ve ona eşlik eden, doğada nefes alan her şeye ait seslerin birlikte mantrası yankılanıyor. Bu mantra adeta acıyı unutturacak ve sadece ana odaklanmanızı sağlayacak bir soundtrack ortaya çıkarıyor. Ancak irade, isteklilik sonunda, her şeyin arasından sıyrılan asıl faktör oluyor. Başarının hayata geçmesi, bitiş noktasına erişmeden çok daha önce gerçekleşiyor zaten. Eğer sezgilerinize güvenebiliyorsanız, başarıyı, koyduğunuz hedefin çok daha ötesinde, çok daha güçlü şekilde sezinleyebilirsiniz.

Yakın çevreniz, ailenizin desteği konusunda durum nedir?

En yakın çevrem bana hep en güzel enerjilerini yolladılar.

Bir sonraki zorlu hedefin nedir peki? 

Dünyanın en güzel, en tehlikeli ve en yüksek yollarında sürüş yapmak ve bunu o yerlerin kültürel birikimlerini keşfederek hayata geçirmek.

Bugüne kadar bisiklet üzerinde çıktığın en yüksek hız nedir?

Saatte 85 kilometre kadar.

Sürüş yaptığın en ilginç ve en keyif aldığın bölge neresiydi?

Sayılamayacak kadar fazla aslında; ancak Himalayalar’daki yolları öne çıkarabilirim.

Genelde nasıl antrenman yapıyorsun? Hangi rotaları tercih ediyorsun? Genelde disiplinli misindir? Günde kaç saat antrenmana ayırıyorsun? Antrenmanlarını da kendi fixie bisikletinle mi yapıyorsun?

Antrenman olsun ya da olmasın, kendi bisikletimle sürüş yapıyorum. Sadece spesifik amaçlar için antrenman yapıyorum diyebilirim. Eğer 3 ay hazırlık aşamasına ihtiyaç duyduğumu hissedersem, o zaman disiplinli bir programa giriyorum. Bu süreçte kilometer miktarı gibi faktörleri umursamıyorum. Hatta elektronik cihazım da sadece kadans, güç, sürüş zamanı ve saati ölçümleyen basitlikte bir sisteme sahip.

Daha önce hiç ciddi bir sakatlık geçirdin mi?

Geçirmedim sayılır; yalnızca tendomlarla, kaslar ve kıkırdaklarla ilgili problemler yaşadım. Genellikle kas dengesizlikleri diyebiliriz.

Beslenmene dikkat ediyor musun?

Ne istersem yiyorum. Bazen sağlıksız yiyeceklerin sağlıklı getirileri olabiliyor aslında. Ne yediğimi oturup gözlemlediğim zamanlar çok nadirdir.

Fixie bisiklet kullanmanın günlük hayata etkisi var mı sence? Mesela, frensiz, tek vitesli bir bisiklet kullanıyor olmak, günlük yaşamdaki problemlerle psikolojik olarak daha kolay başa çıkmayı sağlayabilir mi?

Sadece bisiklet kullanmanın kendisi “başa çıkmak” kelimesinin anlamını karşılıyor aslında. Rotanız bir dağ, tepe ya da herhangi başka bir hedef olabilir. Bu, hayatta zorlu zamanlarda, sizi kesinlikle daha dayanıklı ve güçlü hissettirir.

Sence hayatın bir vitesi ve freni var mı? 

Karaktere göre değişebilen bir durum bu.  Oldukça ilginç bir soru. Benim hayatım sanırım, bir başkasınınkine kıyasla daha az vites ve frene sahip. “Çok, azdır” diyebiliriz belki. Tabii hepimizin hayatta zaman zaman frene ve vitese ihtiyacı var; ne de olsa değişimlere ihtiyaç duyuyoruz.

Bisiklet sürmek senin için ne anlama geliyor?

Bağımsızlık ve yeterli bir izolasyon için bana yetecek kadar bir özgürlük!

En çok hangi müzikle motive oluyorsun?

Xenakis‘ten Talk Talk’a; epey çeşitli bir arşivim var aslında. Müzik bana duygusal olarak dokunmak zorunda.

Daha önce Türkiye’yi ziyaret ettin mi?

Ne yazık ki hayır; ancak bir an önce gelmek istiyorum. Kesinlikle ziyaret etmeye değecek güzellikte olduğunu biliyorum.

Bisiklet kullanıcıları için, özellikle kış mevsiminde, ne önerirsin?

Yanınıza yeterince vites alın ve tüm koşullarda sürüş yapmaya çalışın. Dışarı çıkın ve eğlenin!

Patrick Sebase trains at Grimsel Pass, Switzerland on October 27, 2015       Patrick Sebase trains at Grimsel Pass, Switzerland on October 27, 2015

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*