SELÇUK ÇAĞLAR’DAN KOŞU AYAKKABISI SEÇMENİN PÜF NOKTALARI

Koşu ve yürüyüş ayakkabılarını incelediğimiz özel dosyamızda, Outrunner koşu mağazalarının sahibi Selçuk Çağlar ile görüştük. Türkiye’nin ilk koşu ihtisas mağazasının kurucusu, ultra maraton ve Ironman yarışçısı olan Çağlar, ayakkabı denerken, nelere dikkat etmemiz gerektiğini, OutdoorFitness ile paylaştı.

- (4) (2848 x 4288)

Selçuk Çağlar Kimdir?

Amerika’da dünyaya geldi. Lise eğitimini Saint Joseph Fransız Erkek Lisesi’nde, üniversite eğitimini de İstanbul Üniversitesi İngilizce Ekonomi Bölümü’nde tamamlayıp, Texas A&M Üniversitesi’nde de Yönetim Bilişim Sistemi üzerine yüksek lisans yaptı. 15 yıl kadar bankacılık ve iş geliştirme sektörlerinde görev aldıktan sonra Türkiye’deki koşu sektörüne farklı bir boyut kazandırmayı hedefleyerek 2010 yılında bir ilke imza attı ve Saucony markasının distribütörlüğünü alıp Türkiye’nin ilk ve tek koşu ihtisas mağazasını kurdu. Şu an 48 yaşında, evli ve iki çocuk babası. Koşmaya 8 sene önce başladığında 86 kiloydu. Şu an ise 72 kilo. Branşında hatırı sayılır başarıları var. 2015 yılında yaş grubu sıralamasında Ironman’de dünya sıralamasında 100’de 1’lik dilime girdi ki bu büyük bir başarı. Bugüne kadar 7 tane Ironman 70.3 yarışı, pek çok 10/15 K, yarı maraton ve ultra maraton bitiren Selçuk, yol ve patika yarışlarında da sıklıkla boy gösteriyor. Beşiktaş ve Caddebostan’da koşu malzemelerinin satışını bilinçli bir şekilde gerçekleştiren, koşu sporunu da bilinçli şekilde yapmak isteyenlerin uğrak noktası olan, “Outrunner” isimli iki mağazası var.

Ersin Tuncay: Neden koşar bu insanoğlu Selçuk Bey?

Selçuk Çağlar: İnsanoğlu milyonlarca yıl önce avlanmak için yürümüş ve koşmuş. Hayvanları yakalamak için gerektiğinde onları günlerce takip etmek zorunda kalmışlar. Koşmuşlar ve koşmuşlar. Hatta leğen kemiklerimiz uzun sureli koşabilmemiz için geniş yaratılmış. Ayaklarımız, koşu esnasında eklemlere yük binmemesi için amortisör gibi çalışıyor. Aslında biz anatomik olarak koşmak için yaratılmışız. Ama yaşadığımız çağda bunu unutmuşuz ve tekrar keşfetmeye çalışıyoruz koşmayı. Afrikalıların bu branşta başarılı olmalarının en önemli nedeni de yaşam tarzlarının getirdiği mecburiyetten dolayı koşmayı hiç bırakmamış olmaları. Selçuk’un anlattıkları mantıklı geliyor. Herhalde senelerdir koşturup duruyordu diye düşünüyor insan.
E.T: Bu durumda koşmayı bu çağda nasıl yapacağız, onu öğrenelim. Birçok ayakkabı markası ve modeli var. Nasıl seçim yapacağız? Nerelerde koşacağız? Ne kadar ve nasıl koşacağız?

S.Ç: Aslında ideal bir koşu formu var. Fakat çağımızda az hareketten kaynaklanan kas kütlelerinin azalmasından dolayı vücut koşuyu doğru şekilde yapamamaya başlamış. Ayağın yere ilk teması çok önemli. Parmak ucu veya tabanı yere basarak koşmak çok yanlış. Ayağın orta ve ön kısmıyla zemine basılmalı. Eğer kaslar ve esneklik yerindeyse; temas, duruş ve itiş diye tabir ettiğimiz üç hareketi tamamlayarak koşmamız gerekiyor. Koşu bandını çok tavsiye etmiyorum; nedeni ise bu üç hareketten ilk ikisini bantta yapabiliyoruz ama itişi yapmadığımızdan gerçek koşu hareketini tamamlamış olamıyoruz ne yazık ki.
E.T: Peki ne kadar koşmalıyız?

S.Ç: İlk önce doğru malzemeyle koşuya başlamak lazım. Genelde koşu formu ile birlikte ayak tabanları da farklılık gösteriyor. İçe basan, doğru basan ve fazla ortopedik yani yere basma yüzeyi ortopedi kısmında çok yukarıda olanlar şeklinde tabanlar ayrılıyor. Bu ölçümde ayağınızı ısı algılayan bir zemine koyuyorsunuz ve ayağın şekli orada çıkıyor. Buna göre de ayakkabı belirleniyor. Amaç ayağın yere doğru şekilde basmasını sağlamak. Hatta ayak tabanınızın şeklini; eski, kullanmış olduğunuz koşu ayakkabınıza bakarak da anlamanız mümkün. Neresi aşınmışsa ayağınız oraya daha güçlü basıyor ve ayakkabıyı aşındırıyor. Bununla da bitmiyor.

Koşu geçmişine ve antrenman durumuna göre ayakkabının sertlik ve iç eğimi değişkenlik gösteriyor. Ayakkabının iç kısmının parmak tarafını “0” kabul edersek topuk kısmına doğru bir yükselme açısı var. Bu da maksimum 12 milimetre oluyor. Bu açının fazlalığı, ayak bileğinin arkasında topuğa tutunan aşil tendonunu koruyor ve başlangıçta bu tip ayakkabılar öneriliyor. Koşuda ilerleme kaydettikçe bu açı azalıyor. Hatta kısa mesafe koşucuları sprinterlar “0” veya ters eğim açılı ayakkabılar kullanıyor. Bununla birlikte yeni başlayanlar yumuşak ayakkabı kullanırken, daha ileri seviyede enerji kazanımının fazla olduğu sert ayakkabılara doğru geçiş yapmak gerekiyor. Yumuşak ayakkabı yere bastığınızda enerjiyi emdiğinden verim düşüyor; ama bu sayede sakatlık ihtimaliniz azalıyor. Yani performans artarsa konfor azalıyor. Şunu vurgulamakta fayda var; ayak ve koşu tipine göre ayakkabı seçimi, marka seçiminden çok daha önemli. Doğru malzeme ve doğru koşu formuyla asfalt veya toprakta koşmak arasında bir fark yok. Ayakkabının ömrü yaklaşık 1000 km.’dir. Bu tabii kullanılan zemine göre değişkenlik gösterebilir. Bu ömrü olabildiğince korumak için ise ayakkabının elde ve ılık suda yıkanmasını öneriyoruz.

S.Ç: İçinde koşma isteği olanlar hiç çekinmeden bu spora başlayabilirler. Sakatlık; yanlış malzeme seçimi ve bilinçsizce bu sporun yapılmasından kaynaklanır. Bu konuda dikkat edilecek unsurlar; koşu formu, vücut yapısı, hedef ve bu hedef için ayrılacak zaman. En ilkel sporlardan biri olan koşudan korkmayın derim. Tabii ki bu sporun da her sporda olduğu gibi belli kuralları var. Örneğin; bu sporda ilerleme süreci yavaş işlemeli. Hedef, ona ulaştıkça büyütülmeli. Genelde koşuyu bağımlılık haline getirenler, bu sporda biraz daha gelişme kaydetmeyi beklemeden hedefe ulaşma derdine düştükleri için sakatlık geçirebiliyorlar. Yarışlara katılmak için öncesinde antrenman yapmak hem motivasyonu yükseltir hem de adrenalin bu işin doğasında olduğundan daha fazla keyif verir. Sosyal medyada da birçok koşu grubu var. Bu gruplara katılmakta fayda var. Yeni başlıyorum diye endişelenmeye de gerek yok. Bu gruplar sporcu insanlardan oluştuğundan yardımseverlik konusunda ellerinden geleni yaparlar.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*