55 yılını bisiklete vermiş olan milli bisikletçi Güler Kocakanat: “Ölene kadar bu sporu yapacağım”

Bisiklet selesi üzerinde 55 yılı bitirdiğini ve hala da ayrılamadığını söyleyen Milli Takım Antrenörü ve emekli Milli Bisikletçi Güner Kocakanat, “Bu spor dalında antrenörlüğü de bıraktım. Başarı için imkan verilmesi gerekiyor. Öyle bir imkân sağlanmadığı ve ortam yaratılmadığı için de antrenörlüğü bıraktım. Ama sağlığım izin verdiği sürece bisiklet sporunu sürdüreceğim. Bisiklet üzerinde ömrüm geçti. Bu saatten sonra da başka bir şey yapamayacağım için ölene kadar bu sporla uğraşacağım” dedi.

Askerden önce de farklı spor dallarıyla uğraştığını ama askerden döndüğünde bisiklet üzerine oturduğunu ve 55 yıldır da kalkmak istemediğini belirten Milli Takım Antrenörü ve emekli Milli Bisikletçi Güner Kocakanat ile Türkiye’de bisiklet sporunun durumunu, genç pedalların kazandırılması için yapılması gerekenleri, toplumda gelişmeyen bisiklet kültürü için yapılması gerekenleri ve 55 yılını verdiği bisikletteki anılarını konuştuk.

Bisiklet sporuna 55 yılınızı verdiniz. Bu süre zarfında milli sporcu, antrenör ve temsilcilikte yaptınız. Ülkemizde çok gelişmemiş olan bu spor dalı hakkında neler söylemek istersiniz?

Şu anda sağlığımı korumak için bisikletle spor yapıyorum. Zaten 75 yaşında olunca bir süre sonra isteseniz de ciddi yarışmalara giremezsiniz. Kendinizi dinç ve yeterli hissederseniz, antrenör olarak sporda hizmet verebilirsiniz. Yapabileceğiniz bu kadar oluyor. Ancak antrenörlüğü de bıraktım. Başarı için her şeyin dört dörtlük olması gerekiyor. Öyle bir imkân sağlanmadığı ve ortam yaratılmadığı için de bıraktım. Ama sağlığım izin verdiği sürece bisiklet sporunu sürdüreceğim. Bisiklet üzerinde ömrüm geçti ve ölene kadar bu sporla uğraşacağım. Bu spor dalı 1950’li yıllarda iyice çökmüştü. Çünkü o dönem dünyadaki durumlardan dolayı malzeme sıkıntısı yaşıyorduk. Bu spora 1962 yılında ve 20 yaşımda Altay Kulübü’nde başladım. Mazhar Zorlu o dönem 5 sporcuya 5 bisiklet almıştı. O bisikletlerle bu spora başladık. O günden sonra da sürekli bisiklet spruyla iç içe oldum. Profesyonel yarışları bıraktıktan sonra da bisiklet sporunda antrenörlük yaptım. Hala sağlığım için bisiklet sporunu yapıyorum. Ancak tabi ki yaş ve sağlık durumundan dolayı yarışmıyorum. 1960’dan bu yana da hala devam ediyorum. Bisiklet sporunu profesyonel olarak yapmamda Altay Kulübü’nün çok desteği oldu. Bisiklet sporu ülkemizde yeteri kadar desteklenmedi. Bizim dönemimizde forma yaptırmak için 1 günde bisikletlerimizle İzmir’den Bursa’ya gittik. Formları yaptırdık. O zamanlar İzmir’de falan yapan yer yoktu. Forma yaptırmak, mümkün değildi. Öyle bir ortam düşünün ki o ortamda bu sporu yapmaya çalıştık. Yapmak için elimizden geleni yaptık. Şu an bisiklette malzeme sorunu yaşanmıyor. Çok fazla bulunuyor. Bisikletçiye gidildiğine kask, eşofman, şort, vb. her şey rahatlıkla bulunuyor. Bunlardan çok fazla var ama bisikletçi yok. Eskiden malzeme yoktu şimdi malzeme çok ama bisiklet sporcusu yok. Trafikte bisiklet kullanabilmek için öncelikle kültür gerekiyor. Bu olmadığı içinde ülkemizde maalesef bisiklete saygı yok. Zaten motora da hala saygı yok. Bu konuda halkın bilinçlenmesi ve bir kültür oluşturulması gerekiyor. Bu da bugünden sabaha olacak bir şey değil. Bunun için bir zaman geçmesi ve bu zaman diliminde toplumun trafikte bisiklet kültürüyle ilgili bilinçlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

55 yıldır bisiklet sporuyla uğraşıyorsunuz. Bu süre içerisinde elbette ki unutamayacağınız anılarınız vardır. Bunların içinden birini bizimle paylaşır mısınız?

Federasyon, Yalova’da bir bisiklet yarışı düzenledi. Özel bir yarıştı. Bizim bisikletler demir jantlıydı. Bizim bisikletler 14 kilo, onlarınkiyse 8 kiloydu. Ancak takım olarak çok iyi hazırlandık. Yarış başladı ve 6 kişiydik. ‘Esterabin’ adını verdiğimiz ve kendi geliştirdiğimiz bu modelle sağdan, soldan bindirme yaptık. Bu sayede yüzde 70 efor sarf ediyorduk. Sonra ilk 4 sırada bizim ekibimiz yer aldı. Zaten bu yarışta birincilik yoktu. Grup olarak yarıştığımız için takım olarak kazandık. Öğleden sonraki yarışmada da bitiş çizgisini gören ilk 3 yarışmacı arkadaşlarımızdı. Sonra tabi herkes mutluluktan çıldırdı. Bu anımı hiç unutmam. Yarışı kazanmamız için aleyhimize olan her şeyi lehimize çevirmiş ve 2 yarışı da kazanacağımıza inanmıştık. Her şey inanmakla başlıyor.

Türkiye’de bu spor dalında bilinen bir markanın yaratılamamasının da bu sporun gelişmesini engelediğini söyleyebilir miyiz? Bisiklet sporunun gelişmesi ve iyi sporcuların yetişitirlmesi için neler yapılabilir?

Olabilir. 1994 yılında Bisan Kulübü’nü oluşturduk. Bu dalı geliştirmek ve bilindik yapmaya çalıştık. İzmir’de Türkiye çapında bisiklet yarışları düzenledik ve hala düzenliyoruz. Türkiye’de bisiklette gelişmiş olan şu an için Konya var. Şimdi onlara Torku sponsor oldu. Bir ara kapanmıştı ama daha sonra yeniden açıldı. Hala da devam ediyor. Türkiye’deki Cumhurbaşkanlığı bisiklet turuna sadece Torku katılıyor. Çünkü bu konuda ciddi destekleniyorlar ve sporcuları da çok çalışıyor. Şu anda birkaç tane daha kulüp var. Ciddi çaba sarf ediyorlar. Ancak bisiklet sporunun gelişmesi için yeterli değil. Yeteneği olan sporcuların bulunması lazım. Bisikletçi olmayan sporcularla uğraşmamak gerekiyor. Zaten bisiklet sporcusu olacak da kendini belli eder. Duruşundan, stilinden ya da oturuşundan bunu rahatlıkla anlarım. Onun için iyi sporcuları bulup, bunları kazandırmamız lazım. Bisiklet sporu, basketbol, voleybol gibi bir spor dalı değildir. Çünkü sadece gündüzleri yapılabiliyor. Ülkemizde bisiklete zaten saygı yok akşamları binmeye çalışıldığında ciddi sorunlar yaşanabilir.

Ülkemizde bisikletçiye saygı konusunda ciddi sorunlar olduğunu dile getiriyorsunuz. Bunun önüne geçilmesi ve hayatın her alanında bisiklet kültürünün yerleştitilmesi için neler yapılabilir?

Ben bisiklet sporunu sabahları yaparım ve gideceğim bir yere motorumla giderim. Bu konuda devletin neler yapabileceği konusunda şu an için bir şey söyleyemem. Ancak son dönemde motorcuların ehliyet almasının zorlaştırılması yerinde bir karar oldu. Artık 125 cc motor kullanmadan, bin cc motor kullanamayacaksın. Öncesinde pişeceksin ve sonrasında diğerini kullanabileceksin. Önceden A2 ehliyeti almak için hücum ediliyordu ve herkes ehliyeti alabiliyordu. Bunun yanı sıra otomobil ve diğer 4 teker ve üzeri araç sürücülerinin de trafikteki motorlara saygı göstermelerinin sağlanması gerekiyor. Bu konuda yasal bir düzenleme ya da medyanın kullanılmasıyla bir kampanya başlatılabilir. Onun düşünülüp, ortaya konması gerekiyor. Her sürücü, diğerlerine saygı göstermek zorunda. Bu olmadan trafik kültürünün öğrenilmesi ve bisiklet ya da motor sürücülerine saygı gösterilmesi çok zor olacaktır. Bisiklet yollarından sonra bisiklet kullanılamıyor. Şehrin her yerine bisikletinizle gidemezsiniz. Öncelikle bunların sağlanması gerekiyor.

Dünyadaki bisiklet sporuyla Türkiye’deki bisiklet sporunu karşılaştırdığımızda, ülekmizi bu spor dalında nerede görüyorsunuz?

Türkiye’de bisiklet sporunun ilerlemediğini aksine gerilediğini söylemek istiyorum. Bu alan yatırımlar yapılması gerekiyordu ama yapıl(a)madı. Öncelikle federasyon doğru dürüst yarış yapmıyor. Yılda 5 ya da 6 kere yarış yapılarak sporcular bu alana çekilemez. İzmir’de her yıl 15 yarışma yapmaya çalışıyoruz ama ülke çapına bakıyorsunuz böyle bir durum söz konusu bile değil. Dünyaya baktığımızda böyle olmadığını görüyoruz. Dünya çapında bisiklet sporunu incelediğimizde bu alanın ne kadar ileride olduğunu daha iyi görebiliriz. Bisiklet sporu bilimle iç içedir. Bu nedenle bu spor dalına ciddi yatırımlar yapılması gerekiyor. Hala İzmir’de profesyonellerin yarışabileceği alan yok. Bunlar yapılmadan da maalesef gelişmesinden bahsedemeyiz.

Türkiye’de bisiklet sporunun geliştirilmesi için neler yapılabilir? Bir sporcu ve antrenör olarak bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Dünyanın hiçbir yerinde açılan bisiklet antrenör kursuna bakkal, esnaf, emekli polis ya da vb. bisikletle yakından ilgisi olmayan insanlar başvurmaz. Geçen sene açılan kursta, bisikletle ilgisi olmayan herkes vardı. Hiçbir spor dalında, o spor dalından gelmemiş kişiler antrenör olmaz. Küçümsemiyorum ama olmamalarının gerektiğini söylüyorum. Bisiklet üstünde yaz kış yıpranmamış bir insan, bu alanda sporcu da yetiştiremez. Bu alanda ciddi yatırımlara ihtiyacımız var. Bisiklet spor dalında başarılar sağlamamız için bakanlığın ve yerelde de belediyelerin ciddi kaynaklar ayırması gerekiyor. Bütün spor dallarında federasyon başkanlarının o spor dalından gelmesi gerekir. 1923’te kurulan Bisiklet Federasyonu’nda Talat Tuncel, Ünal Tolun ve Yavuz Çakır dışında bisikletin içinden gelen kimse başkan olmadı. Bisikletin içinden gelmediği için danışmanlar ne derse ona göre fikir değiştirebiliyor. O bisiklet üzerinde emek vermeden o dalı yönetemezsin. O dalda sporcuların neye ihtiyacı olduğunu bilemezsin. Öğrenilebilir ama bu bir anlamda zaman kaybı yaratır. Yetişmiş sporcun ya da antrenörün varken, neden yeniden yetiştirmek için zaman harcıyoruz? Bisiklet sporunda, öncelikle liyakatın esas alınması gerekiyor. Şunu unutmayalım ki, her iş uzmanıyla daha da iyi konuma gelir. Bunun yanı sıra bu spor dalında federasyonun tabana inmesi gerekiyor. Taban ne kadar geniş olursa yukarısı da o kadar sağlam olur. Tabanı piramit gibi düşünmek gerekiyor. Tabanda çok sporcun olması ve bunlara gerekli desteği sağlaman lazım. Federasyonun okullardan başlamısı gerekiyor. Birkaç senedir başlattılar bunu ama şu anda ne durumda olduğunu bilmiyorum. İl ve ilçelerde tek tek okullardan öğrenciler bu spora teşvik edilecek. Yarışmalarla bu oyuncuların önü açılacak ve spora ilgisi canlı tutulacak. Bulduğumuz sporcuları da Türkiye şampiyonasına götüreceğiz. Bu bisiklet sporunda şampiyon olmak şart değil.

Bisiklet yollarından söz etmişken, İzmir’deki bisiklet yolları siz sürücüler için yeterli mi? Bu konuda ne gibi eksiklikler var? Kıyı şeridinde süren bisiklet yolu çalışmalarının şehrin içine de girmesi gerekmiyor mu?

Öncelikle kıyı şeridinden başlatılan bisiklet yolunun bir an önce tamamlanması gerekiyor. Toplu ulaşım araçlarında bisiklet için vagonların ayrılmasını bisiklet kültürü açısından son derece önemsiyorum. Bisiklet kültürü böyle gelişecek. Bunun yanı sıra bisiklet yolunda insanların yürüyüş ya da çocuk arabasıyla yürümemeleri gerekir. Yan tarafında yaya kaldırımı var ama bisiklet yolundan yürüyorlar. Yayalar tarafından bisiklet yolu olduğu fark edilsin diye üzerine bisiklet işaretleri de çizildi. Ancak bir işe yaramıyor. Hala yayalar bisiklet yolundan yürüyor. Dediğim gibi kültürün bu noktalarda da kazandırılması ve geliştirilmesi gerekiyor. Bunun yanı sıra kıyı yolların bitmesinden sonra şehrin içinde de bisiklet kullanılmasının sağlanması gerekiyor. Bunun için de öncelikle kaldırımlara araç park edilmesinin önüne geçilmeli. Bu da ciddi bir sorun. Otobüs kendi için ayrılan cebe araç park edildiği için giremiyor ve trafik alt üst olabiliyor. Böyle bir ortamda trafikte bisikletler için yol ayrılmasını istiyoruz. Önümüzdeki süreçlerde umarım bunlar da gerçekleşir.

Grupla yola çıkan bisikletçinin yanında neler olması gerekiyor?

Öncelikle bu turları bireyler sağlık için yapıyor. O nedenle bu turlara tek başına çıkmamaları gerekir. Grup halinde yapmak şart. Gidilecek yere de çok bağlı olduğu için tedarikli olmak gerekiyor. Pompa, iç lastik, su, yiyecek ve meyve olabilir. Lastik patlaması biraz şans olabiliyor. Ben vitamin olarak hurma alırdım. En ucuzu ve sağlıklısı olan hurmaydı. Ilık suyu balla karıştırıp, limon da eklenebilir. Bu da son derece enerji verici bir besin olur. Balın katkısı bilimsel olarak da kanıtlanmıştır. Bir sürü karışımın olduğu sular da var ama bunları önermiyorum. Çünkü içine nelerin karıştırıldığını bilmiyorsunuz ve o nedenle sağlıklı olanı tercih etmelerini öneriyorum.

Güner Kocakanat Kimdir?

1942 yılında İzmir’de doğdu. Mithatpaşa Sanat Enstitüsü Elektrik Bölümü’nden mezun oldu. Spor hayatına önce atletizmle başladı. Birçok branşta başarılı olmasına rağmen daha sonra bisiklet sporunu tercih etti. 1962 yılında Bisiklet Federasyonu tarafından tertiplenen İzmir, Aydın, Denizli- Aydın, İzmir etabında ilk kez yarıştı. O zamanki federasyon başkanı Talat Tunçalp’in dikkatini çekti ve Orhan Suda’ya bu genç artık sana emanet diyerek bisiklet ailesine katıldı. Askerliğini yaptığı sırada bisiklet sporuyla çok fazla ilgilenemedi. Askerlik sonrası İzmir’de elektrik ve bisiklet tamir işleriyle ilgilenmeye başladı. Daha sonrasın 1965 yılı sonlarında Altay Spor Kulübü Başkanı Rıdvan Burteçin’in destekleriyle yurtdışından ithal edilen 5 bisikletle milli takımdan önce Altay’da bisiklet antrenmanlarına başladı. Milli takım forması giymesinde Altay kulübünün desteği çok fazla oldu. 1973 yılında o zamanki adıyla Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüğü bisiklet antrenörü olarak göreve başladı. Sonrasında Orhan Sudan’ın ayrılmasıyla Bisiklet Ajanlığı’na başladı. 1977 yılında yurtdışında antrenörlük kursuna katıldı. Kursun sonunda bisiklet genç milli takım antrenörlüğüne getirildi. 1994-1996 yılları arasında Ege Üniversitesi Spor Yüksek Okulu’nda seçmeli spor dalında fahri öğretim görevlisi oldu. İzmir’de Bisan bisiklet takımın kurulmasında etkili oldu. Cumhurbaşkanlığı Uluslararası Türkiye Bisiklet Turu’nda Bisanspor’dan Erdinç Doğan’ın 2 kez 1’inci olmasına önemli katkı sağladı. Bisiklet sporunda ödül alan bir sürü sporcunun keşfedilmesinde, yetiştirilmesin ve başarılı olmasında ciddi katkılar sağladı. Dönemin Gençlik ve Spor İl Müdür Bahri Vreskala’nın destek ve teşvikleriyle yeni başlayan gençlere bisiklet ithal edilmesinde ve İzmir’in ilk Yıldızlar ekibinin Türkiye Kulüplerarası Yarışmalarında da ciddi katkılar sağladı. Genç yetenekli pedalları İzmir’e ve spora kazandıran Kocakanat, hala bisiklet sporunda İzmir İl Temsilciliği görevini sürdürüyor.

 

Ali Budak

http://www.haberekspres.com.tr/bisikletci-vardi-malzeme-yoktu-malzeme-var-bisikletci-yok-roportaj,177.html

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*