DÜNYACA ÜNLÜ WINDSURF’ÇÜ LENA ERDİL İLE DERİNLEMESİNE SOHBET

Lena Erdil….

28 Şubat 1989 İzmir doğumlu. Liseyi Belçika’da, Brüksel Avrupa Okulu’nda okudu. İngiltere Brighton’daki Sussex Üniversitesi’nde Siyaset ve Felsefe okudu Üniversiteye başlamadan önce sörfe yoğunlaşarak eğitimine bir yıl ara verdi; bunun sonucunda da Türkiye şampiyonu oldu ve PWA Windsurf Dünya Turu’nu genel klasmanda 6. olarak tamamladı. 2012 PWA Dünya Turu’nda üçüncü, 2014’te ikinci oldu. Yeni Kaledonya’da yapılan PWA Dünya Kupası final yarışında dünya 3.’sü oldu. IFCA (Uluslararası Windsurf Kuruluşu) dünya şampiyonasında bayanlar 1.’si oldu. İlk kez katıldığı Defi Wind uzak mesafe yarışında 3. oldu. Güney Kore’nin Ulsan şehrindeki PWA Dünya Turu sezon açılışında 2. oldu.

epic shot paternoster (2594 x 1729)

2015 yılının sizin için en çarpıcı olayı neydi? En önemli başarınız ne oldu? 2016 yılı için planlarınız ve hedefleriniz neler?

Güney Kore’de bu sezonun ilk Dünya Kupası yarışında birinciliği kıl payı kaybetmek en çarpıcı an oldu. Hem çok üzücü hem de çok heyecan vericiydi. Dünya birinciliği hedefime ilk kez bu kadar yaklaşmıştım. Hedeflerimde çok bir değişiklik yok. PWA Windsurf Dünya Kupası’nda dünya birincisi olmak en büyük hedefim ve hayalim, bu hedefime ulaşmak için elimden geleni yapacağım.

Ne kadar süredir Cape Town’da yaşıyorsunuz? Dönme planlarınız var mı? Burayı sörf potansiyeli anlamında değerlendirir misiniz?

Aslında Cape Town’da yaşadığımı söyleyemeyiz. Sadece kışın iki ya da üç ay antrenmanlarım için buraya geliyorum. Bu mevsimde burası bence dünyadaki en rüzgârlı lokasyonlardan biri olduğu ve de dalgalı denizde antrenman yapmanın bana çok büyük bir avantaj sağladığını düşündüğüm için Cape Town’u tercih ediyorum. Hayat standartları çok yüksek bir yer, çok para harcamadan çok rahat ve sağlıklı bir yaşam sürdürmek mümkün. Dünya çapındaki birçok profesyonel windsurf ve kitesurf sporcusu Cape Town’ı kış aylarında antrenmanları için tercih ediyor. Rüzgârın olmadığı günler az olsa da o günlerde de çıkılacak dağlar, kayacak dalgalar neredeyse hiç bitmiyor. Yani doğada spor yapmak için harika bir yer.

Alanınızda kadın olmanın avantaj ve dezavantajlarından bahsedebilir misiniz?

Yaptığım spor hem çok fiziksel hem de çok teknik. Özellikle ince malzeme ayarları, zımparalar ve karbon-epoksi tamiri gibi uğraşlar çok ve normalde sanırım daha klasik bir erkek işi. Açıkçası en sevmediğim kısmı da bu; ama sporum için çok önemli bir parça. Keşke daha çok sevebilseydim diyorum çünkü erkekleri görünce sanki çok seve seve bu tarz şeylerle uğraşıyorlar; bende ise mecburiyetten oluyor daha çok. Bayan olmanın dezavantajı maddi anlamda daha az ödül parası ve sponsorlardan da daha az para kazanmamız. Birçok ekstrem sporda olduğu gibi bayan katılımı erkek katılımına göre daha az olduğu için bu tarz bir haksızlığın normal olduğunu düşünüyorlar. Ama bence çalışma saatlerimiz ve harcanan efor arasında hiçbir fark yok! Bayanlar en az erkekler kadar çalışıyorlar, hatta bence birçok bayan birçok erkekten daha fazla antrenman yapıyor ve bu yüzden bu durumun değişmesinin gerektiğine inanıyorum. Bu kadar gelişmiş bir sporda, bayan – erkek ayrımının bu kadar çok olması bence çok üzücü. Umuyorum ki gittikçe bayan sporcuların sayısı daha da artacak ve alınan destekler daha eşit olacak.

KÖPEKBALIĞININ ÜZERİNE DÜŞTÜM

Spor hayatınıza ilişkin en ilginç olay, hikâye nedir?

Sanırım en ilginç hikâyemi geçen gün yaşadım. Güney Afrika’da rüzgâr sörfü yaparken bazen iyi dalgaları seçmek için bayağı denize doğru açılıyoruz. Bu sefer tam dönüşümü yaptıktan sonra önümde beyaz bir hayvan görmem ve ona çarpıp düşmem bir oldu. Daha düşerken çığlık çığlığa kaldım, köpekbalığı olduğunu düşünerek hemen board’un üzerine çıktım ve etrafıma bakmaya başladım. 5 metre ileride gezinen köpekbalığı yüzgeci de görünce artık hiç şüphem kalmadı ve hayatımın en büyük korkusunu yaşadım! Board’umun üzerinde oturarak sakin olmaya çalıştım ve ne yapmam gerektiğini düşündüm. Etrafta windsurf yapan başka bir sporcu daha vardı, onu çağırdım; ama o da köpekbalığını görmüştü ve beni beklemek istemedi. Tekrar hareket haline geçebilmem için suya girmem gerekiyordu ve suya da asla girmek istemediğimden sanırım beş dakika böyle hareketsiz ve yüzgece bakınarak oturdum. Sonunda yüzgeci görmeyince ve iyi bir sağanak da gelince suya inip kalkmam sanırım bir oldu ve köpekbalığını bir daha görmeden hemen plaja döndüm. Plajda acayip rahatladım ve yüzümde kocaman bir gülümseme vardı. Hikâye çok inanılmaz, gerçek olduğuna ben bile zor inanıyorum ve sonuç olarak kendimi çok şanslı hissediyorum. Doğada vahşi hayvanlarla birlikte olabilmenin çok büyük bir şans olduğunu düşünüyorum. Daha önce Cape Town’da sörf yaparken yunus, balina ve fok görmüşlüğüm çok var ama köpekbalığına çarpmak gerçekten bambaşka bir olay oldu. Ertesi sabah tabii ki tekrar denizdeydim. Bu aralar etrafıma biraz fazla bakınıyorum ama korkmuyorum. Çünkü orası onların yaşam alanı ve çarpıp neredeyse üzerine düştükten sonra bir şey olmadıysa herhalde bir daha hiç olmaz.

Bir gününüz nasıl geçiyor? Nasıl antrenman yapıyorsunuz ve nasıl besleniyorsunuz?

Antrenman stilim dönem dönem değişiyor. Şu anda iki buçuk ay boyunca Cape Town’dayım ve burada zamanımı mümkün olduğu kadar dalgalarda ve denizde geçirmeye çalışıyorum. Rüzgârın olmadığı zamanlar SUP-surf (kürek sörfü) veya sörf yapıyorum. Çok iyi denge, koordinasyon, kondisyon ve kas geliştiren sporlar. Aynı zamanda ben daha sörfe yeni başlarken tecrübeli bir ağabeyim bana windsurf’te her şeyin “time on the water” (suda geçirdiğiniz zaman) ile alakalı olduğunu söylemişti ve bu felsefeye inanarak her zaman sudaki antrenmanlarıma ağırlık verdim. Genelde her gün üç ile altı saat arası suda oluyorum. Buradaki aşırı soğuk su, sert rüzgâr ve büyük dalgalar aynı zamanda çok yorduğu için ekstradan salonda çalışmaya zaman ayıramıyorum. Tabii bahardan itibaren tekrar slalom yarış antrenmanlarının yanı sıra özellikle sakatlıkları önlemek için yaptığım sıkı bir fitness programını takip ediyorum. Genelde bu antrenmanları sabah hafif bir kahvaltıdan sonra yapıyorum ve öğleden sonra zamanımı yine slalom antrenmanlarına saklıyorum. Beslenmeme dikkat ediyorum, her zaman dengeli ve sağlıklı beslenmeye çalışıyorum. Mutlaka spor öncesi ve sonrası kaslarımı besleyecek şekilde besinler almaya çalışıyorum. Genelde sporcu takviyelerinden uzak duruyorum ve besin ihtiyaçlarımı zor olsa bile doğal yemeklerden almaya çalışıyorum. Sadece yemek için gerçekten hiç fırsat bulamadığım durumlarda raw vegan şeklinde çiğ besleniyor ve organik bir protein tozu kullanıyorum ve tabii ekstra fiziksel efor sarf ettiğim zamanlarda Red Bull kullanıyorum.

Antrenman yaparken en çok ne dinliyorsunuz?

Suda antrenman yaparken müzik dinlemiyorum ama kara antrenmanlarımda müzik olmazsa olmaz. Müzik, antrenmanlarımdan daha çok zevk almamı sağlıyor. Genelde yüksek tempoda spor yapmayı tercih ediyorum ve bunu da en çok drum & bass müzikler eşliğinde yapmayı seviyorum. Özellikle ip atlarken kendimi dans ediyormuş gibi hissediyorum.

Türkiye, sörf anlamında sahip olduğu potansiyeli sizce kullanabiliyor mu? Bu spora olan ilgi istenen düzeye gelmiş durumda mı? Çocuklarda bu spora başlama yaşı nedir?

Türkiye, windsurf anlamında çok yüksek bir potansiyele sahip; özellikle Ege, Akdeniz ve Marmara kıyılarımız çok iyi rüzgâr alıyor ve sahil şeritlerimizde yerleşimimiz yüksek yani çok sayıda insanın bu sporu yapması için bütün faktörler hazır. Ancak deniz kültürümüz ve özellikle denizin içinde ve üzerinde spor yapma alışkanlığımız hâlâ çok geride ve bunun çocukların eğitiminden başlanarak değiştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama çocukların zorunlu yüzme dersleri almadığı bir ülkede yaşadığımız için sanırım “herkes sörf dersleri almalı” demek biraz hayali bir yaklaşım olur. Yani şimdiki acı gerçek yüksek potansiyelimizi kullanamamamız. Çocuklar ortalama yedi yaşında başlayabiliyor, biraz çocuktan çocuğa değişebiliyor. Windsurf okullarının sayısı gittikçe artıyor ve eğitim kalitesinde de bir gelişme görüyorum. Bu yüzden ilginin arttığını düşünüyorum. Windsurf’e başlamak için en iyisi, yaz ayları boyunca bir sörf okuluna üye olmak ve denizde mümkün oldukça çok zaman geçirmek. Tabii sahil kenarında yaşıyorsanız en iyisi on iki aylık bir üyelik. Çünkü kışın da neopren elbisesi giyerek (ısı tutma kapasiteli suya dayanıklı malzemeden yapılmış kıyafet) çok rahat sörfe devam edebilirsiniz.

Spor yaparken doğada olmak sizin için ne ifade ediyor?

Özgürlük ifade ediyor ve doğada olduğum anlar benim için en mutlu anlar. Doğada ve özellikle dalgalarda windsurf yaparken başka hiçbir şeyi düşünemiyorsunuz. Sadece dalganın, malzemenin ve rüzgârın bir parçası olarak hareket ediyorsunuz. Meditasyon yapan arkadaşlarım var ve doğada yapılan bir ekstrem sporun meditasyona çok benzediğini düşünüyorum. Kafanızı komple boşaltabiliyorsunuz. Doğada spor yapmak normal hayatımda daha dengeli ve mutlu bir insan olmamı sağlıyor. Genelde problemlerden çok etkilenmiyorum, hep çözümlere odaklanıyorum. Bence bu doğa sporunun sağladığı bir ruh hali.

Bu sporun gelişmesi için ülkece yapılması gerekenler nelerdir?

Ülkemizin sağladığı muhteşem antrenman olanaklarından dolayı yetişen ve yetişmiş olan çok üst seviyede, dünya şampiyonlukları bile olan sporcularımız var ve bunlara sahip çıkılması gerekiyor. Üst düzeydeki sporcuların daha iyi örnek olabilmesi ve profesyonel sporcu hayatı sürdürerek, ülkemize madalya ve ödüller kazandırmaya devam etmeleri için devletten ve federasyondan desteklenmeleri gerektiğine inanıyorum. Ülkemizde windsurf dalında sporcular açısından çıta çok yüksek ve bu da altyapının gelişmesi için çok önemli bir faktör. Bundan sonra herkesin elinden geldiği kadar destek vermesi ve topluca bu sporu kalkındırmamız gerekir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*