BU SİZİN EVRİMİNİZ

“Griyi arkanızda bırakın, uzaktan tatlı tatlı görünen yeşil ve kahverenginin tonlarına daha yakından bakın.”
Yazı Gökhan Kutluer

Processed with VSCO with a9 preset

Kumdan kaleler yapmayı kimden öğrendiniz? Ailenizden biri mi öğretti, yoksa çok sevdiğiniz çocukluk arkadaşlarınızdan birine baka baka mı öğrendiniz? Belki de doğuştan yeteneklisiniz ve bir oturuşta diktiniz o güzel kaleyi oraya…
Kıyıya vuran dalgalar güçsüz olduğunda kalenizden götürdükleri de aynı oranda önemsiz oluyor. Dalga daha ait olduğu denize dönmeden siz çoktan kalenizi bir avuç kumla yeni gibi yapmış oluyorsunuz. Sonra bir daha geliyorlar. Bir daha, bir daha ve bir daha… Her seferinde aynı motivasyonla kalenizi koruyorsunuz.
Bazıları kalelerine kapı yapar. Dalga ve beraberinde getirdikleri kalenize dolar ve yine aynı kapıdan çıkarlar. Siz kalenize bir şey olmuyor sanırsınız ama her gidiş gelişte duvarların iç kısmından bir şeyler eksilir. Eğer hızlı davranmazsanız kaleniz temelinden sarsılmış, bir avuç kumla tamir edilemeyecek kadar hasar görmüş olur.
Ancak bu ihtimaller sıradan dalgalar söz konusu olduğunda geçerlidir. Kendi ellerinizle yaptığınız o güzel kaleyi öyle kolay kolay yıkamayacak olan, birbiri ardına dizilmiş ama hep bir önceki seferden aşina olduğunuz dalgalar…

Bir de dev dalgalar var. Siz kalenizin başında oturmuş son dokunuşları yaparken kuma saplanmış minik ayak parmaklarınızdan bileklerinize kadar tırmanan ve tek seferde kalenizin yarısını alıp götüren dalgalar… İşte onlar en tehlikelisidir. Öngörülemeyen, önlem alınamayan dalgalar karşısında ne yapacağınızı bilemez; dudaklarınızı büker, öylece denizi izlersiniz.
‘’Neden böyle oldu?’’
Ne fark eder ki? Yanıtın hiçbir şeyi değiştirmeyeceği durumlarda sorularla vakit kaybetmek yerine harekete geçmeniz gerekiyor. Zihninizi ve bedeninizi aynı anda ve aynı oranda yormadığınız müddetçe geceleri yatağınıza yeteri kadar huzurlu girmeniz oldukça zor. Ne çok düşünmek fayda ediyor ne de hiçbir şeye kafa yormadan sadece yorulmak…
İkisini aynı anda yapmanın en güzel yollarından biri, şu hep önünden geçip vitrinine şöyle bir baktığınız bisiklet mağazasının tam yanından geçiyor.

Bu sefer bakıp geçmeyin. İçeri girin ve güzel bir yol bisikletiyle oradan ayrılın.

Doğaya yeterince yaklaşmak ve onun ritmine ayak uydurmak istiyorsanız, kentten uzaklaşmanız gerekiyor. Griyi arkanızda bırakın, uzaktan tatlı tatlı görünen yeşil ve kahverenginin tonlarına daha yakından bakın. Hem onların size, hem de sizin onlara anlatacağınız öyle çok şey var ki…

Processed with VSCO with a9 preset

Sürüşe mutsuz ve kafanızda bir sürü soru işaretiyle başlayabilirsiniz. Yanınızdan hızlı ve oldukça yakın geçen araç sürücüsü gününüzü daha stresli bir hale de getirebilir. Ancak uzun bir sürüşün ardından iliklerinize kadar tazelenmiş hissedeceğinizden hiç şüpheniz olmasın. Ben herhangi bir bisiklet sürüşünden sonra suratında sürüşten önceki aynı aksi ifadeyi gördüğüm birini hiç hatırlamıyorum. Yorgun olabilirsiniz, canınız bir süre bisikletinizi görmek de istemeyebilir ama her şeye rağmen suratınızda aptal bir gülümseme olacağından emin olabilirsiniz.

Siz pedal çevirirken sadece bisikletiniz hareket ediyor; sadece o ilerliyor sanıyorsanız oldukça yanılıyorsunuz. Asıl hareket eden sizsiniz. Evriliyorsunuz. Her sürüşte biraz daha… Biliyorum, hiç bitmiyor ama bana inanın; hep ileri gidiyorsunuz.

Bir kere yüklerinizden kurtuluyorsunuz. O lanet okuyarak tırmandığınız yokuşa her geldiğinizde bir başka yükünüzden kurtuluyorsunuz. Bazen eski sevgilinizi affediyorsunuz. Bazen de sizi hiç beklemediğiniz anda yalnız bırakan arkadaşınızı… Çocukluğunuzda kötü etkileri olan aile bireylerinden birini çıkarıyorsunuz listenizden belki de… Aslında illa affetmek zorunda da değilsiniz. Belki de siz haksızsınız. Önemli değil. Arkalarından dilediğinizi söyleyebilirsiniz, çünkü o yol sizin yolunuz ve o yolda konuşulmamış hiçbir şey kalmamalı.

O en keskin virajda kızmalısınız kendinize bacaklarınız yanıyorken… O bitmek bilmeyen yokuşun sonuna geldiğinizde gurur duymalısınız kendinizle suyunuzdan kana kana içiyorken… Ve gurur duymalısınız kendinizle; yolda kaldığınız, pes etmediğiniz her saniye için.
Sizi yolda tutan şeyin basit bir inat olmadığından emin olduğunuz an, hayata sımsıkı tutunmak için ihtiyacınız olan şeyi, asıl ‘sizi’ buldunuz demektir. Ona sarılın. Sizi siz yapan her şeye koşulsuz sarılın ki yola devam ederken bir bütün olarak kalabilesiniz. Yanınızdan kimlerin geçtiğine aldırış etmeyin. Bu bir yarış değil. Bu olsa olsa sizin varoluşunuz ve siz onu ne kadar anlamlı kılarsanız başkalarına da o kadar ilham olursunuz, çünkü kararlılığınızı görenler mutlaka peşinize takılacaktır.

Processed with VSCO with e8 preset
Pedaldan ayağınızı çıkarmayın ya da sıkı sıkı tuttuğunuz gidondan ellerinizi hiç kaldırmayın… Ara sıra seleden kalkıp gövde gösterisi yapabilirsiniz ama bileklerinizden gidon bandına akan o ter damlalarını görmezden gelmeyin. Onlar emeğiniz, onlar yükleriniz… Onlar hem size katılanlar, hem de sizden gidenler… Bisikletinizi hiç bırakmayın.

Siz pedal çevirdikçe, yol sizi daha dik yokuşlara götürecek.

Siz bisikletinizle oldukça, o sizi daha yükseğe taşıyacak.

Hatta bazen öyle yükseğe çıkacaksınız ki suyun içinde kalmaktan uçları buruşmuş parmaklarınızla özene bezene yaptığınız o kalenin en yüksek noktasından bile daha yüksekte olacaksınız. Öyle anlarda durup etrafınıza bakmayı unutmayın, çünkü dalgaların uzaklığını ve büyüklüğünü görmek istiyor, onlara önlem almayı planlıyorsanız, oturduğunuz yerden kalkmalı ve görmediklerinize bakmalısınız.

Processed with VSCO with a9 preset

Siz daha az sordukça, o daha çok yanıtlayacak…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*