BODRUM’DAN KAZ DAĞLARI’NA

26 Kasım Cumartesi sabahı gerçekleşen BodRun yarışının 23 km etabında yerimi aldım. Bir hafta sonra, 3 Aralık Cumartesi günü ise Kaz Dağları Ultra Maratonu’nda, 35 km startında buldum kendimi…

Yazı: Seda Nur Çelik, Fotoğraflar: GOSHOTS15502694_646577915550951_1671776606_o

 

 

Koşarak tanıdığım bir şehir daha: Bodrum.

BodRun yarışı 10K, 23K VE 50K etapları ile start aldı. 50K sabah saat 07:00’de, 10 ve 23 km etapları ise 10:00’da belediye önünden başladı. İçinde bulunduğum 23 km etabı Kempinski Otel’inin önünde sona erdi. İlk 4 km asfalt, 17 km patika, son 2 kilometresi ise asfaltta gerçekleşti. Toplam rakım kazanımı +850 metreydi. Oldukça rahat başlayan yarışın 4’üncü kilometresinden sonra kabusa dönen zemin şartları, bizi işaret kontrolü yapamaz duruma soktu. Arazide yarışıyorsanız dikkatinizi dağıtacak hiçbir durum kabul edilemez. Algınız; zeminde, kat edeceğiniz mesafede, takviye almanız gereken su ve besin zamanlamanızda, parkurun iniş ve çıkış noktalarındaki temponuzda olmalıdır. Geri kalan rakipsel taktikler, düşüncenizin en son problemdir. Çünkü doğa ile yarışan ve kendi limitlerini ölçenler için rakip, içlerinde yaşattıkları pozitif rekabetin bir ayrıntısıdır.

Rota üzerinden sapılmayacak bir işaretleme yapılmış. Yarışın ortalama 14’üncü km’sinden sonra 50 km etabında yarışan birçok sporcuyu görmek, bize ve onlara güzel bir motivasyon oldu. Yarıştan yarışa gördüğünüz insanlar ve 7’den 70’e kavramı da vardır bu patikalarda. Çocuğu hatta gelini ile bile koşan dev çınarlar. İşte bu örnekler, inandığımız ve uğrunda birçok şeyden vazgeçtiğimiz ‘koşmak’ eyleminin idolleridir. Patikaların zorluğu çoğu yeni başlayanların heveslerini törpülese de, çıkılan zirveden görülen manzaraya paha biçilemez. Yaşadığınız bütün yorgunluğa, düşüşlere değecek bir Bodrum vardı gözümüzün önünde; evlerin beyazlığı, eşsiz denizin rengi ile birleşmiş bir kartpostaldı adeta. Limana yanaşan yatları, marinada konaklayan tekneleri koşarak izleme ve Bodrum’u en özel şekilde tanıma fırsatı sundu bize. Şehrin içinden başlayan yarışın her yıl olabilmesi, Bodrum halkına da spor ve sağlık dolu bir yaşamı seçmeleri için güzel bir tetik olacak ve ilerleyen yıllarda koşan insanları destekleyen kişi sayısı da artacak. Bu tarz organizasyonların temel amaçlarından biri de, ülke güzelliklerinin tanıtımı ve sporseverleri bir araya getirerek, gerek sosyalleşme gerek turizm ticaretinin yapılmasıdır.

Dünya çapında ve ülkemizdeki tüm amatör yarışların tek kazananı olmadığını, finişi gördüğünüz ilk yarışınızda anlarsınız. Her yarışta olduğu gibi ödüllerin dağıtıldığı ilk üç sıralaması bu yarışlarda da mevcut. Fakat sosyal yaşamlarından doğaya çağrılan her beyaz yakalı, işçi, öğretmen ve binlerce meslek grubundaki kişilerin bitirdiği yarışın asıl kazananı kendileridir. Ailesi ile ya da değil, tek ya da grupla, kadın ya da erkek…  Burada, bu yarışlarda, hâlâ koşabileceğimiz cennet tabiatımız varken, herkese yer var. Kimin ne için koştuğu, kişiye özgü bir parmak izi kadar özeldir. Bu yüzden ilk üçe girmek ufak bir ayrıntıdır.

15409630_646578022217607_1728085194_o

 

Ben ise Bodrum’un eşsiz doğasında gerçekleştirilen, bacaklarımın kanlar içinde kaldığı 23K etabının genel klasman ikincisiyim. Her yıl finişi en erken bitiren şampiyonlar değişir, fakat doğanın size yaşattığı hisler baki kalır.

Bir hafta ara ile yarışılır mı? Cevabını Kaz Dağları’nda buldum…

Çanakkale ve Balıkesir’in sınırları içinde yer alan Kaz Dağları zinciri 70 kilometreden oluşan milli bir park. Bir kısmımız bu parkın 15 km’sini bir kısmımız da 35 km’lik bir kısmını koşma kararı vermişken; daha cesurlarımız bu parkın 80 km’lik etabını seçti. Böylece Kara Menderes Çayı, Edremit Körfezi derken parkurun tümünü yaşadılar.
Sabah saat 04:30’da kalkılan kuru bir soğuk sabahı, saat 05:00’te ekmek içi, peynir üstü bal yenerek start alanına çıkılan yolculukla başladı gün.
Sevdikleri için bizimle uyanan uykulu gözlerle, öperek şans dileyen insanların eşliğinde start almak için transfer edildik. Hava zifiri karanlık, Yeşilyurt kasabasında start için bekleyen 250 sporcu…
Kafalarda lambalarımız, ısı -2 derece ve diz üstüne kadar çıkan dört tane su geçişli 35 kilometrelik yarış. Ne kadar zor olabilir ki!
Yarış Adatepe, Narlı ve Doyran köylerinden geçerek gidilen zeytin bahçeleri ve zeytin toplayıcılara verilen sıcacık bir günaydınla devam etti. Bir saate yakın karanlıkta gidilen yarışın gün doğumunda toplam 1600 metre yükselişin gerçekleşmesi ile görülen eşsiz Kaz Dağları…
Oldukça rahat koşulan bir parkurdu. Tatlı tatlı çıkışları ve dik inişleri ile bizi heyecanlandıran doğası eşliğinde geçtiğimiz tarihi köprüleri, kanımızı donduran su geçişleri ile tek kelime ile her yıl koşulası. İlk defa gördüğüm bu yöredeki yarışta; insanların destekleri ve teyzelerin alkışları yanında hava koşullarının pek önemi kalmıyor. Sudan çıktığınız 2 km. boyunca ayak parmaklarınız dahil tüm bacağınızın iğneler dolu olduğunu düşünün ve bu iğnelerle cam parçalarının üzerinde yürüdüğünüzü… Ne kadar zor olabilir ki, değil mi?

SYGN8058
Finişi gördüğünüz an, el işi madalyanız boynunuza takıldığında koşunun zor olduğunu fakat her şeye değdiğini anlarsınız ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz.

O gün tüm bu hisleri kadın, erkek, genç, yaşlı 250 kişi yaşadı. Finişi görmeye inanmak ise en büyük eylemdi.

Sizi destekleyen, aynı amacı taşıyan ve bu güzel organizasyonları düzenleyen bir avuç insan tanıyorsanız; evet, bir hafta ara ile yarışılır ve son dönemlerde totemim olan ikincilik kürsüsü yine benim olur. Ve birincilikten daha büyük olan değerleri yaşamaktır benliğinle koşmak.

Yazı Ocak-Şubat sayımızda…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*