Kendim oldum ve böylece birinci oldum.”

Sporun çeşitli alanları deneyimleyen ve deneyimlemeye devam eden, Survivor 2017’nin şampiyonu Ogeday Girişken ile Türkiye’de sporcu olmak, doğanın en ekstrem anlarını yaşatan Survivor yarışması ve gelecek planları hakkında keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Röportaj Öykü Ertan

Öncelikle sizi bir de sizden dinleyelim. Ogeday Girişken kimdir?

1992’de Adana’da doğdum. Çocukluğumdan beri spor yapıyorum; Adana’da yüzme ile başlayarak, İstanbul’da futbol, basketbol, tango gibi alanlarda devam ettim ve en sonunda profesyonel olarak kürek yapmaya başladım. Daha sonrasında 2017’de Survivor yarışmasına katıldım ve birinci oldum. Şu an yarışmadan sonraki hedeflerimi gerçekleştirmek için çabalıyorum. Profesyonel olmasa da aktif olarak hala spor yapıyorum, yarışmalara katılıyorum. Paten kayıyorum, koşuyorum, yüzme antrenmanlarına dahil oluyorum. Yaz tatillerinde çadır kampı yapıyorum, popüler mekanlardan hoşlanmıyorum. Yeni sahiplendiğim bir köpeğim var; onunla beraber yeni bir serüvene başladık, hayatıma çok farklı bir renk kattı. Boş zamanlarımda Kadıköy veya Caddebostan gibi daha içten ortamlarda bulunmayı tercih ediyorum. Kısacası kendimi sakin ve kontrollü olarak tanımlayabilirim.

Sporun hayatınıza girmesinde etkili olan faktör ne oldu?

Spor hayatımda değişmeyecek olan bir faktör, değişen sadece içinde yer aldığım sporun farklı dalları. Spor sevgisi bana çocukluğumda aşılanmış olan bir şey. Çocukluğumda bana hiperaktif teşhisi konuldu ve sonra hayatımda hep spor oldu. Ülkede çocukların hangi spora yatkınlığı ve potansiyelinin olduğunu analiz edebilecek bir mecra olmadığı için bunu birçok sporu deneyerek keşfetmem gerekti. Kürekle o kadar uyumluymuşum ki diğer sporlara kıyasla daha çok başarı elde ettiğim bir alan oldu. Spor olduğu sürece suyun altı, üstü; içi, dışı fark etmezdi. Ailemin de desteğiyle spor hayatımın ayrılmaz bir parçası oldu.

Sporu hayatınızın bir parçası yapmanız sizde ne gibi değişimlere yol açtı?

Sporun en büyük artısı kişiyi farklı oranlarda disipline etmesi; kürek sporu beni çok geliştirdi. Yaptığım spor doğa sporu ve bu sporu ormanın, yeşilliklerin içinde denizlerde, göllerde icra ediyorum. Böyle olunca rüzgâr, güneş, yağmur, kar dahil doğanın tüm elementleriyle yüzleşiyorsunuz. Bu kadar etkene maruz kalınca zaten “survive” etmeye (hayatta kalmaya) başlıyorsunuz. İnsanın tatilini dört duvar içerisinde geçirmek istememesinin sebebi biraz da bu olabilir. Ben de bu yüzden çadır kampı yapıyorum; bu yüzden doğanın içinde olmayı tercih ediyorum; bu yüzden televizyon tarihinde başvurduğum tek yarışma Survivor. Beni cezbeden doğa ve rekabetti. Onun dışında ekranda olmak, reyting katmak, sosyal medyamı kuvvetlendirmek, insanların beni tanımasını sağlamak gibi bir arzum yoktu.

Survivor’da doğanın en ekstrem şartlarında rekabet içinde olmak, efor sarf etmek nasıl bir duyguydu? Adadaki şartlara nasıl adapte oldunuz?

Ben adada beş buçuk ay kaldım. Birine beş buçuk ay şartı bile koşmadan, sadece bir haftalığına telefon, sosyal medya, tuvalet olmadan, sınırlı sayıda yemekle; günlük pirinç miktarı olan bir yaşantının içine sokmasını teklif etsem reddedilir. Bunu en dolu, en gerçek şekilde yaşayanlardan biri de bendim. Şu anda kimse bir platform olarak Survivor’ın sağladığı imkanları sağlayamaz.  Daha önce birçok röportajda bundan bahsettim ama gerçekten de ödüllerde kazanırsak yemeğimiz vardı. Kazanamadığımızda günlük pirincimiz varsa onu, yoksa hindistan cevizi yiyip, suyunu içiyorduk. Okyanusta balık vardı ama besin olmadığından kimsenin balık tutmaya hali yoktu. Ben bu hayatı deneyimledim, hiç kolay değil. Fakat herkesin bunu deneyimlemesini çok isterdim. Adadaki hayatın birçok kişiyi olgunlaştırdığını, bazı değerlerin, kıymetlerin farkına varmalarını sağladığını gözlemledim.

Survivor’a katılırken hedefleriniz nelerdi?

Başarılı bir kürekçiydim ve başarılı bir kürekçi, disiplinli bir sporcu bu platformda ne yapabilir onu göstermek istedim. Kendimi ve camiayı en iyi şekilde temsil etmeye çalıştım ve 2017’de birinci oldum; bu hem kendi adıma hem kürek camiası ve ailem adına çok önemli bir olaydı. Tek bir hedef için gittim. Eğer ünlü olmak isteseydim büyük ihtimalle bu şampiyonluk olmayacaktı. Aklımın ucunda bile olmadığı için insanlar beni daha doğal ve gerçekçi bir şekilde gördüler. Kendim oldum ve böylece birinci oldum.

Adadan döndüğünüzde hayatınızda ne gibi değişiklikler yaptınız, düzene nasıl döndünüz?

Döndüğümde rahat yatakta yatmak bile tuhaf geliyordu. Hala bir yarışmanın içindeymiş gibi hissediyordum kendimi; uyandığımda bugün ödül oyunu mu vardı dokunulmazlık oyunu mu diye düşünüyordum. Tabii ki de artıları olduğu kadar tabii ki eksileri de oldu.

Ne gibi eksileri oldu mesela?

Eksileri, insanlar sizi tanıdıktan sonra hayatınızın ne kadar kısıtlandığını görmek oldu. Yaptığınız her hareket başkaları tarafından izleniyor ve farklı anlamlar yükleniyor. Yoruma, eleştiriye hayatınızın her anında ve alanında açık hale getiriliyorsunuz. Bir yere gidildiğinde size farklı davranılması çoğu için artı olsa da benim için bir eksi. Her şeyin akışında devam etmesi gerektiğini düşünüyorum. Tüm bunlara rağmen kendime güzel bir unvan kazandım, kürek alanında daha önce birinciliklerim oldu fakat artık kamuoyunun bildiği bir şampiyonluk var. Bir de artık insanlar ismimin Ögeday değil Ogeday olduğunu biliyorlar.

Kürek alanındaki başarılarınız, deneyimleriniz size neler kazandırdı?

Yurt dışında milli taytların içerisinde kürek çekmek ve yarışları Türkiye için ilk olan sürelerde bitirmek gerçekten çok değerli, gurur verici bir deneyim. Çok uzun seneler milli takımda kürek çektim. Sakatlıklarım oldu ama asla pes etmedim. Yarışçılığım, motivasyonum ile uyumlu çok güzel bir ekibin üyesiydim. Çok fazla yurt içi ve yurt dışı platformlarda yer aldım. Edindiğim tecrübeler ve kondisyonu küreği bıraktıktan sonra, Survivor’a gittiğimde hep kullandım. Madalyaları saniye farkıyla kaçırarak, Türkiye için geçmişte yapılamayan sıralamalara yükseldik. Başarılarımız kürek alanına yatırımların artmasını sağladı ve bizden sonra gelecek olan başarıların önünü açtı.

Ülkemizde sporda kariyer mümkün mü, sporun geleceği nasıl?

Türkiye’de futbolcu değilseniz sporcu olmak çok zor. Amatör sporlara futbola gösterilen saygı gösterilmiyor. Fenerbahçe Spor Kulübü amatör sporlara çok değer veriyor, amatör sporcuların profesyonelleşmesinde önemli çalışmaları var. Benim spor kariyerim ailemin antrenörümün bir gün onlarla yaptığı konuşma üzerine, spora olan ilgime saygı göstererek, gelebileceğim noktaya inanarak profesyonelleşmeme izin vermeleriyle başladı. Spor ve okul aynı anda yürütülebiliyor fakat bir süre sonra birinden ödün vermek gerekiyor. İkisini bir arada yürütmek belli bir noktada kişinin üzerinde büyük bir baskı yaratıyor. İki taraflı anlayış çok önemli. Mesela, yurt dışında kulüp veya milli takım kampına gidecek çocuklar için okullar tolerans gösteriyor hem spor hem akademik hayat bir arada olabiliyor.

Yurt dışı ile karşılaştırıldığında eksiklerimiz nedir?

Yurt dışında sistem çok farklı, en başta beden eğitimi derslerine önem veriliyor. Devlet okullarda belli aralıklarla çocukların hangi spora yatkın olduklarını saptamaya yönelik denetlemeler yapılıyor. Nüfus olarak potansiyelimiz yüksek olmasına rağmen bizden çok daha az nüfusa sahip ülkelerdeki başarıyı ve verimliliği yakalayamıyoruz. Futbola baktığınızda görüyorsunuz ki yatırım çok, nüfus çok ama sporcunun bağlılığı formaya değil maddi kazanca odaklanmış durumda.

Sizin gelecekteki planlarınız ne yönde?

Kendi spor salonumu açmak istiyorum. Hem antrenman yapmak hem de bahçesiyle sosyal ortamıyla sporu daha da keyifli hale getirecek bir yer olsun istiyorum. İnsanların küreği profesyonel olarak değil, keyifli bir spor aktivitesi olarak yapabilecekleri bir kürek kulübü de kurmak istiyorum. Biliyorum ki spor, arkadaşlık, dostluk ve samimiyet olan bir ortam yaratabilmek beni büyük paralar kazanmaktan daha mutlu edecektir. Babam her zaman işe ve eve giderken ayakların geri geri gitmemeli der. Ben de hayatta aldığım kararları hep bu düşünceye göre alıyorum.

Daha uzun vadede projeleriniz var mı?

Ayvalık’ta bir arkadaşımla evlerinin yakınındaki bir adaya bakarken, sonunda oylama ya da gelişmiş farkındalık dışında bir ödülün olmadığı minik bir Survivor alanı yaratmak. Asla unutulmayacak bir deneyim yaşatmak istiyoruz. Adada maceraya katılan insanların telefonu alınacak, yakınlarının irtibatı bizimle olacak, bulunduracağımız fotoğrafçı onların adada yaptıklarını fotoğraflayacak. Sadece düz bir zemin, gerekli ekipmanlar, günlük pirinç miktarı vereceğiz. Adada define avı gibi bir aktivite de düşünüyoruz. Böylece insanların doğada harekete geçmesini sağlamak, farklı yetileri kazanmaya itmek istiyoruz.

Genç nesle ya da genç nesli yetiştireceklere önerileniz nedir?

Bazı şeyler sonradan kazanılabilir ama ben her şeyin çocukluktan aşılanması gerektiğine inanıyorum. Bir çocuğum olsa onu teknolojik aletlerden uzak yetiştirmek isterim ama tabii ki girdiği sosyal ortamlarda bunların hepsiyle tanışacak. Hiçbir çocuğu dış dünyadan kaçıramazsınız ama etkilerini minimuma indirebilirsiniz. Çocuğu doğadaki aktivitelerle ve doğanın kişiliğine, özgüvenine katacaklarıyla tanıştırdığınız zaman zaten tercihini doğadan yana kullanacaktır. Ben böyle bir neslin yetişmesini istiyorum. Bu nedenle, ebeveynlere çocuklarını oyun içinde, eğlenerek spora teşvik edecek, onları sporla tanıştıracak aktivitelerde yer almalarını ve çocuklarına doğa ile iç içe olabilecekleri bir alan tanımalarını tavsiye etmek istiyorum.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*